Tarih

Orta Doğuda Kardeşlerin Satrancı: Kutsal Topraklarda Arap – Yahudi İlişkilerinin Tarihi Üzerine Bir İnceleme

Orta Doğu günümüzde savaşın, kanın, kavganın ve gözyaşının durmadığı bir coğrafyadır. Bunun sebebi Orta Doğuda yaşayan bazı ulusların kaderlerini kendileri tayin ederken bazı ulusların kaderlerinin başka uluslar tarafından tayin edilmesidir.  Bu bölgede yaşayan en kadim milletlerden birisi de Yahudiler ve Araplardır. Bu milletlerin aynı atadan geldiklerine inanılmaktadır efsaneye göre bu iki milletin atası İbrahimi dinlerin babası olan İbrahim peygamberdir.

İbrahim peygamberin oğullarından İshak’ın soyundan gelenler Yahudiler, İsmail’in soyundan gelenler ise Araplardır. İsmail’in soyundan gelen Araplar Muhammed peygamber ile birlikte İslam’ı seçmişlerdir. İshak’ın soyundan gelen Yahudiler ise daha sonralarda Musa peygamber ile birlikte Musevilik ve İsa peygamber ile birlikte İsevilik yani Hıristiyanlık olmak üzere ikiye ayrılmışlarsa da Yahudilerin neredeyse tamamı Musevilik dinine mensuptur. Dünyada taraftar toplayan üç önemli dinin merkezlerini barındırması ve bu dinlerin bütün mezheplerini ihtiva etmeleri bakımından Orta Doğudaki neredeyse bütün savaşlar dini niteliktedir.

Museviliğin kutsal kitabı ve aynı zamanda bir Yahudi tarihi de olan Tevrat’da aktarılanlara göre Yahudiler Nil ve Fırat arasında bulunan Kenan ülkesine yani günümüzdeki Filistin topraklarına Arz-ı Mevud yani vaat edilen topraklar ismini vermişlerdir.[1] Bu topraklara bin bir zorlukla gelmişler, iki kez bu topraklardan sürgün edilmişler, iki kez kendilerine vaat edilen topraklara inşa ettikleri tapınakları yıkılmıştır. [2]

İkinci kez sürgüne maruz kaldıklarında dünyanın birçok köşesine göç etmek zorunda kalmışlar ve buralarda da ötekileştirilmeye ve aşağılanmaya devam etmişlerdir. Bazen kimliklerini gizlemek zorunda kalmışlar, hatta toplu intiharlar gerçekleştirmek zorunda kalmışlardır.[3]

Bunun yanında Yahudiler kimliklerinin açıkça belli olacağı köylerde yaşamak yerine şehirlerde yaşamışlardır. Şehirlerde gettolara yerleşerek yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Şehirlerde yaşayan Yahudilerin geçim kaynakları genellikle sarraflık olmuştur. Bu yüzden Yahudiler çok zengin bir millet olarak tarihe geçmişlerdir.

Yahudilerin ötekileştirilme sebeplerinin başında genellikle İsa peygamberin Yahudiler tarafından öldürüldüğü rivayeti yatmaktadır.  Ayrıca Yahudilerin kendilerini başkalarından ve Museviliği diğer diğer dinlerden üstün görmeleri ve Yahudi milletinin sarraflıktan ötürü elde ettikleri zenginliklerin kıskanılmasıdır.

Yahudilerin tarihlerinde yaşadıkları bir diğer büyük travma İkinci Dünya Savaşı döneminde maruz kaldıkları 1945 Holocaustlarıdır. Yahudiler, Nazi Almanyası tarafından toplanma kamplarında insanlık dışı muamelelere ve bir dizi soykırıma maruz kalmışlardır.

İşte başta 1945 Holocaustu olmak üzere bu zamana kadar yaşadıkları bütün ötekileştirilmeler, sürgünler, toplu intiharlar ve Antisemitizm[4]  Yahudilerin seçilmiş travmaları olmuştur. Ayrıca Yahudiler başta milletlerine ve milletlerine vaad edilmiş bir din olarak inandıkları Museviliğe sıkı sıkı sarılmışlardır. Yaşadıkları bu travmalar Yahudi milletini dinlerinde ve uluslarında birleştirmiştir. Bu da Yahudi ulusunun İbn Haldun’un Mukaddimesinde geçen medeniyetin inşası ve yıkılışı aşamasında birinci aşamayı geçtiklerini göstermektedir.

Dünya ve İslam Tarihinin gördüğü en önemli alimlerden birisi olan İbn Haldun, Mukaddimesinde medeniyetin inşa ve yıkılış aşamalarını beş aşamada göstermiştir. Yahudilerin bu yaşadıklarıyla  milletlerine ve dinlerine sıkı sıkıya bağlanarak geçtikleri birinci aşamanın adı “yerleşmedir”. Yerleşme aşamasında milletler bir din ya da ülkünün etrafında birleşmektedirler. Yahudilerin dinleri Musevilik ve dinlerinin onlara vaat ettiği topraklar yani Arz-ı Mevud bu ulusun bir ülküsü haline gelmiş, yaşadıkları travmalar ve çektikleri acılarsa bu ülküyü desteklemiştir.

Yahudiler yaşadıkları bunca şeyin yanında bir gün Arz-ı Mevud’a dönme ve Kudüs’e yıkılan tapınaklarını yeniden inşa etme hayaliyle her daim yanıp tutuşmuşlar, sofralarında dua ederlerken bile yemeklerini bir gün Kudüs’te yemek için dileklerde bulunmuşlardır.

Yahudiler medeniyetin inşası ve yıkılışı aşamalarında ikinci aşamaya yani “devletleşme” aşamasına üç adımla geçmişlerdir. Devletleşme aşamasında birinci adımı Siyonizm ile atmışlardır. Siyonizm, Yahudi gazeteci Theodor Herzl tarafından Antisemitizme bir antitez olarak ortaya atılmış ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması gerektiğini savunmuştur. Theodor Herzl Siyonizm ile ilgili fikirlerini 1896 senesinde yayımlanan “Der Judenstaat”[5] kitabında anlatmıştır. Bu kitabın yayımlanmasından bir sene sonra Basel’de 1897 I. Siyonist Kongresi gerçekleşmiştir. Theodor Herzl zengin Yahudilerden aldığı destek ile Siyonizm’e birçok takipçi kazanmıştır. 

Siyonizmin ortaya çıkmasından sonra Yahudi Diasporası üç adımda kesif kitleler halinde Filistin coğrafyasına göç etmeye başlayacaktır. Yahudilerin Filistin’e gerçekleştirdikleri göç hareketlerine Aliyah adı verilmiştir. Birinci Aliyah 1882-1903 senesinde, İkinci Aliyah 1904-1914 senesinde, Üçüncü Aliyah ise 1919-19123 yılları arasında gerçekleşmiştir.

Theodor Herzl kendisine destekçi ve takipçi buldukça kendi idealini gerçekleştirmek adına o dönem de başta Kudüs olmak üzere Filistin topraklarını elinde bulunduran Osmanlı İmparatorluğu padişahı Sultan II. Abdülhamid’den toprak istemiştir. Abdülhamid’in cevabı ise bugün bir ihtilafa yol açmıştır. Bazı tarihçiler Abdülhamid’in çok sert bir üslup ile Herzl’i reddettiğini söylese de bazı tarihçiler de bunu kabul ettiğini söylemişlerdir.

Yahudilerin devletleşme aşamasının ikinci adımı ise 1917 Balfour Deklarasyonuyla gerçekleşmiştir. Balfour  Deklarasyonu, Lloyd George’un oluşturduğu savaş kabinesinde Dışişleri Bakanlığını sürdüren Arthur Balfourun Siyonizm’in önde gelen isimlerinden Lord Rotschild’e yazdığı mektup da İngiltere hükümetinin İsrail’de bir Yahudi Devletinin desteklendiğini belirttiği mektuptur. İngilizler her ne kadar bunun bir devlet değil tapınak ya da ibadethane olduğunu iddia etseler de bu deklarasyon İsrail’in devletleşme aşamasında büyük ilerleme kaydetmiştir.

Yahudilerin devletleşme aşamalarında son adım ise 1948 Birleşmiş Milletler Filistin Paylaşım Planıyla İsrail Devletinin kurulmasıdır.

            Yahudi milletinden sonra Arap milletine de değinmemiz gerekmektedir. Araplar Muhammed peygamber ile birlikte VI. Yüzyılda İslam ile tanışmışlar ve onun döneminde yerleşme safhasını tamamlamışlardır. İslam Arap milletti için birleşme ülküsü olmuştur. İslamdan önce Arapların tarihi, kabile savaşları, kan davaları ve çok Tanrılı bir paganizmden ibarettir.

Muhammed peygamber Araplar için yerleşme safhasını tamamladığı gibi devletleşme safhasını da tamamlamıştır. O dönem Arapların yönetiminde bulunan başta amcaları olmak üzere akrabalarıyla savaşarak Arap coğrafyasında siyasal birlik sağlamıştır.

Daha sonra Araplar için halifelikler dönemi başlamıştır. Dört Halife döneminde Araplar neredeyse tüm Orta Doğuya sahip olmuşlar, özellikle Kudüsü ele geçirmişlerdir. Dört Halife devrinden sonra ki Emeviler döneminde Araplar Avrupa’ya adım atmışlardır. Emeviler yönetimine kadar olan dönem Arapların üçüncü ve dördüncü aşamaya geçtiği dönemdir; Sefahat ve Doyum-Kibir aşamaları. Bundan sonra Arapların başına Abbasiler geçmiştir.

Abbasiler Devrinde büyük kutuplaşmalar ve kayıplar olmuştur. Fakat devlet devamlılığını hem kendi içerisindeki Türk unsurlarla hem de diğer Türk-İslam Devletleriyle sağlamıştır. Abbasiler Devleti Moğollar tarafından 1282 senesinde siyasi olarak yıkılsa da Abbasi halifeliği Memlüklüler Devleti himayesinde devam etmiştir. 1517 senesinde Yavuz Sultan Selim’in Memlüklülere son vermesi, hilafeti Türklerin nezdinde ele geçirmesi ve Orta Doğu’yu Osmanlı himayesine almasıyla Arapların beşinci aşaması yani çözülme süreci bir süreliğine donmuştur.

Türklerin hükmettiği süre boyunca Orta Doğu barış ve huzur ortamına sahip olmuştur. Lakin Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğunun bölgedeki hakimiyeti zayıflamaya başlayınca İngiltere, Fransa ve Rusya aralarında 1916 Sykes Picot Antlaşmasını gerçekleştirerek Osmanlının topraklarını paylaşmışlardır.

Şarkiyatçı İngiliz casusları T.E. Lawrence ve Gertrude Bell Orta Doğuda gerekli ortamı hazırlamıştır. Dönemin Osmanlılara bağlı Mekke Emiri Şerif el Emin Hüseyni oğulları Abdullah ve Faysal ile isyan bayrağını çekmiştir.1917 Ekim Devriminden sonra Rusya Antlaşmadan çekilmiş ve SSCB Antlaşma maddelerini ifşa etmiştir. Ne olursa olsun Orta Doğuda başlayan bu Arap İsyanı Arapların çözülme sürecini başlatmıştır.

İngiltere ve Fransa’nın paylaştırmasına göre Şerif Hüseyin günümüz Arabistan topraklarında Hicaz Kralı olarak tahta geçmiştir. Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal Suriye ve Irak Kralı, diğer oğlu Abdullah ise Ürdün Kralı olmuş, Filistin’de ise bir İngiliz Mandası kurulmuştur.

Daha sonra Arabistan topraklarında bir değişiklik meydan gelmiştir; Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in İngiliz ve Fransız Mandaterliklerini tanımayarak kendisini bütün Arap ulusunun kralı ilan etmesi ve Versay Antlaşmasını tanımaması üzerine İngiltere ile arası açılmıştır. Bunun üzerine İngiltere ise Arabistan bölgesine Vahhabi bedevilerinin önde gelenlerinden Suud ailesini yerleştirmiştir.

Aliyahların Balfour Deklarasyonundan sonra giderek artması, Şerif Hüseyin’in krallığının son bulması  ve Arap milliyetçiliğinin Filistin topraklarına kayması, Şerif Hüseyin’in buradaki Arapları kışkırtmaları, aslında başlığımızında ismini veren kardeşlerin satrancınında başlangıcını göstermiştir. Bu süreçten sonra başta Kudüs olmak üzere Filistin topraklarında Araplar ve Yahudiler arasında çatışmalar ve küçük çapta savaşlar baş göstermeye başlamıştır.

1948 Birleşmiş Milletler Filistin Paylaşım Planından sonra Arap Devletleri; Irak, Mısır, Suriye, Suudi Arabistan ve Ürdün İsrail’e savaş ilan etmiştir. İsrail’e savaş ilan edilmesiyle birlikte kardeşlerin satrancı resmi bir hal almıştır.

1948 Arap İsrail Savaşından sonra 1956 Süveyş Krizi, 1967 Altı Gün Savaşları ve 1976 Yom Kippur Savaşları gerçekleşmiştir. Bu savaşlar süresince İsrail girdiği bütün savaşlardan üstün ayrılmış, büyük bir genişleme politikası izlemiştir. İzlediği bu genişleme politikası sonucu Yahudi milletinin Sefahat aşamasına geçtiği söylenilebilir.

Yahudilerin Araplara gösterdiği kötü muamele sonucu Filistinliler “İntifada Hareketlerini” başlatmışlardır. İntifada Hareketleri Filistinli Arapların Yahudilere karşı gerçekleştirdikleri bir tür ayaklanmadır.  Birinci İntifada Hareketleri 1988-1994 arası sürmüştür, İkinci İntifada Hareketleri ise 2000-2005 arası gerçekleşmiştir.

Sonuç olarak Araplar ve Yahudiler Orta Doğuda yaşayan iki kadim ve kardeş millettir. Soylarının aynı ataya  dayandırıldığı iddia edilse de bu kardeş milletler başta Kudüs ve Filistin toprakları olmak üzere Orta Doğu da büyük bir satranç oyununa tutuşmuşlardır. Bu satranç oyununu kanımca kendi istekleriyle oynamamaktadırlar. Çünkü bahsi geçen topraklarda yüzyıllarca barış içinde yaşayabilen iki milletin savaşa tutuşması mantıksız gözükmektedir. Bu savaşın ve satranç oyununun devamını isteyen tek erk, sömürge oyunlarını burada devam ettirmek isteyen Emperyalizmdir.

Bugün buradaki satranç oyununun kazananı kesinlikle İsrail’dir. İbn Haldun’un Mukaddimesinde geçen toplumların inşa ve yıkılış süreçleri ele alındığında Araplar yüz yıla yakındır belki de yüzyıldır çözülme sürecindedirler bunun sebebi sürekli kutuplaşmalarıdır. Yahudiler ise şüphesiz sefahat dönemindedir bu kadar uzun zamandır sefahat döneminde kalmalarının sebebi ise şüphesiz kutuplaşmamaları ve kendilerini bir arada tutan her şeye bağlı kalmalarıdır.

Fakat kaçınılmazdır ki İsrail ve Yahudilerde  dördüncü ve beşinci aşamayı yaşayacaklardır. Lakin Arapların tekrar birinci aşamaya dönüp dönmeyeceğini (ki kanımca emperyalizm devam ettikçe dönemeyecektir.) ve Orta Doğuda İsmail ve İshak’ın ne zaman el ele barış içinde olacağını bizlere tarih gösterecektir. Bir gün bu satranç oyunun bitmesi, Yahudi ve Arap çocuklarının Kudüs’te, Gazze’de ve bütün Filistin de kardeşçe oyun oynamaları dileğiyle. Saygılarımla M.C.E.


[1] Bknz: Tevrat: Genesis: Bab:15

[2] Bknz: Babil ve Roma Sürgünleri

[3] Bknz: İ.S. 73 Masada Kalesi Meselesi

[4] Yahudi Karşıtlığı

[5] Theodor Herzl -Yahudi Devleti

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir