Siyaset Tarih

Yeter! Söz Milletindir: Demokrat Partinin Kuruluşu ve Türkiye’de Çok Partili Siyasal Hayata Geçiş

                Bilinen bir Cumhuriyet Tarihi klişesidir; “Gazi Mustafa Kemal Atatürk her zaman çok partili bir demokrasiyi savunmuştur.” Bu fikir Cumhuriyet Halk Fırkasının 23 senelik iktidarı boyunca gerçekleştirilmeye çalışılmış ancak ve ancak üç denemeden sonra gerçekleşmiştir.

Bunun en önemli sebebi yeni bir parti kurulduğunda Cumhuriyet Halk Fırkası içindeki cumhuriyet karşıtı güruhlar bu muhalefet partilerine doluşmaktalardı.  Ayrıca cumhuriyet karşıtı bazı hareketlerde muhalif partileri desteklemekteydi.

Kanımca ikinci bir partiye gerek bile yoktur. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti gibi uzun bir saltanattan sonra kurulmuş genç bir devlette hele ki o dönemin şartları göz önüne alındığında bir muhalefet partisi gereksiz gibi gözükmektedir.

 Çok partili hayata geçişte birinci deneme 1924 senesinde kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasıyla olmuştur. Kazım Karabekir Ali Fuat Cebesoy ve Adnan Adıvar gibi isimlerin öne çıktığı parti liberal ekonomiyi, liberal muhafazakarlığı ve âdem-i merkeziyetçiliği savunmuş, Atatürk’ün cumhuriyetin kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği laik söylemlere ve seküler hareketlere bir muhalefet sergilemiştir. Şeyh Said Ayaklanmasının patlak vermesiyle birlikte Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kapanış süreci başlamış ve en nihayetinde kapanmıştır.

İkinci deneme ise 1930 yılında gerçekleşmiştir. 1929 Ekonomik Buhranının etkisiyle ülkede vukuu bulan ekonomik sıkıntılardan mütevellit Atatürk hükümetin ve ülkenin nefes alabilmesi adına bir muhalefet partisi kurulmasını istemiş ve bu partiyi kurdurmak için Ali Fethi Okyar’ı görevlendirmiştir.

12 Ağustos 1930 tarihinde kurulan bu partinin adı Serbest Cumhuriyet Fırkasıdır. Ekonomik Liberalizm, Laiklik ve Milliyetçiliği benimseyen bu merkez sağ parti Atatürk için büyük önem arz etmektedir. Hatta Gazi kız kardeşi Makbule Atadan hanımefendiyi de bu partiye kaydettirmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk kendisini bir baba Cumhuriyet Halk Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkasını da oğulları olarak görüyordu. İkisini arasında bir ayrım yapmıyor, kendisini merkeze yerleştiriyor ve iktidarın karşısına muhalefet partisini atıyordu.

Fakat evdeki hesap çarşıya uymamıştı ilk önce bütün Atatürk muhalifleri bu partiye geçmiş akabinde İzmir’de yapılan bir mitingde partinin muhalefeti tehlikeli görülmüş ve parti kapatılmıştır. Türkiye de gerçekleşen ikinci çok partili hayat denemesi de başarısız olmuştur.     

Milli Şef Dönemi (1938-1950)

                İsmet İnönü, Mustafa Kemal Atatürk döneminin neredeyse tamamı boyunca başbakanlık yapmıştır. 1923-1937 arasındaki 14 sene boyunca sadece bir sene Ali Fethi Bey hükümeti kurulmuş bu hükümette Şeyh Said İsyanı gerekçesiyle dağıtılmış ve hükümeti tekrar İsmet Paşa kurmuştur.

İsmet İnönü’nün bu uzun başbakanlık dönemi Gazi ve İnönü arasında bir ihtilafında doğmasına sebebiyet vermiştir. Mustafa Kemal Atatürk karakteri gereği risk almayı seviyordu, İsmet İnönü ise daha temkinliydi. Mustafa Kemal Atatürk liberal bir ekonomi ve rejimi savunurken İsmet İnönü devletçilikten yanaydı.

Bunun yanında Mustafa Kemal ve İnönü arasında kurulan hükümetlerde tartışma konusuydu. Atatürk İsmet İnönü’nün kurduğu kabineleri veto ediyor ve kendi istediği bakanları atamalarını istiyordu. Bu bakanlardan birisi de Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Arastır. Mustafa Kemalin bu derece sert politikasının sebebiyle ilgili bir yazı yakında gelecektir.

Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’nün arası Gazi’nin ömrünün son günlerinde iyice bozulmuş aralarındaki ihtilaf daha da büyümüştü. Öyle ki Şevket Süreyya Aydemirin deyimiyle İkinci Adam İsmet İnönü giderek İkinci Adam olmaktan uzaklaşıyordu. Nihayet 1937 yılında İsmet İnönü istifa ederek hükümetten geri çekildi. Cumhurbaşkanı Atatürk hükümeti kurma yetkisini Celal Bayar’a verdi.

Bu istifadan Gazinin ölümüne kadar ki dönemde Mustafa Kemal ve İnönü asla görüşmedi. İsmet İnönü kadim dostunu ziyaret etmek adına İstanbul’a gitmek istese de yakınları onun öldürüleceği dedikodularından mütevellit bu ziyareti istememişlerdi.  Çünkü Atatürk olmasa da Atatürk’ün yakın çevresi İnönü hakkında pek sevimli hisler beslememekteydi.

10 Kasım 1938 tarihi gelip çattığında tüm ülke büyük bir yasa boğulmuştu Milli Mücadelenin başkumandanı ve Türkiye Cumhuriyetinin baş mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk hayata gözlerini yummuştu.

Mustafa Kemalin ölümünün ardından İsmet İnönü 11 Kasım 1938’de Türkiye Cumhuriyetinin yeni cumhurbaşkanı seçilmişti. İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesinin akabinde Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras istifa etmiştir

İsmet İnönü iktidara gelir gelmez kabinede değişiklik gerçekleştirdi ve İçişleri Bakanı Şükrü Kayayı azlederek yerine Refik Saydamı atadı. 26 Ağustos 1938 tarihinde TBMM tarafından CHP’nin değişmez genel başkanı seçildi ve Milli Şef unvanını aldı. Manidardır ki değişmez genel başkanlığı ilanını meclis kürsüsünden heyecanla okuyan genç vekil Adnan Menderesti. İsmet İnönü’nün bu değişmez genel başkanlık ve Milli Şef unvanlarını kazanması o dönemlerde totaliter iktidarların yükseldiğinin ve Türkiye’de de etkilerinin gözüktüğünün bir işaretidir.

İsmet İnönü’nün iktidarının ilk dönemlerinde kabine başkanı ve başbakan olan Celal Bayar 25 Ocak 1939’da istifa etmiştir. Celal Bayar istifa ettikten sonra yerine İçişleri Bakanı Refik Saydam Başbakan olarak atanmıştır.

İsmet İnönü dönemi dış politikada önemli zaferlerin kazanıldığı lakin bunun yanında iç politikada kan kaybedilen bir dönem olmuştur. Öncelikle Nazi Almanyası, Faşist İtalya ve Japon İmparatorluğunun oluşturduğu Berlin-Roma-Tokyo Mihverinin çıkardığı İkinci Dünya Savaşında bertaraf kalınması bu dönemin en dikkat çekici özelliğidir. Bunun yanında Atatürk dönemi boyunca çok uğraşılan bir konu olan Hatay Meselesi de yine İsmet İnönü dönemin de çözülmüş 1939 yılında Hatay anavatana katılmıştır.

İç politikada dikkat çeken belli başlı üç konu bulunmaktadır; 1937-40 Köy Enstitülerinin açılması, 1942 Varlık Vergisi ve 1944 Toprak Mahsülleri Vergisidir.  Varlık Vergisi bu olaylar içerisinde en dikkat çekici olanlarıdır.

Savaş şartlarının oluşturduğu ortamda askerlik süresi dört yıla kadar uzatılmış ve mevcut olan askerlerde terhis edilmemiştir. Savaş ortamının gerektirdiği bu durumdan mütevellit bir ekonomik kriz vukuu bulmuş bu açık kapatılmak için ise 1942’de meclisten geçen yasa neticesinde Varlık Vergisi çıkarılmıştır.

Varlık Vergisi adı üstünde o dönemin varlıklı insanlarından alınmıştır. Türkiye de o dönem tam anlamıyla bir Türk sermayesi oluşmadığı için bu vergi ekseriyetle gayrimüslimlerden alınmış bu da bugün dahi süren tepkilere sebebiyet vermiştir.

İsmet İnönü döneminde bu konu hakkında fazla tolerans uygulanmamış hatta vergilerini ödemeyen ekseriyeti gayrimüslim olan kişiler Erzurum Aşkale’deki taş ocaklarında çalıştırılmıştır. Bu olay İsmet İnönü ve Varlık Vergisine gösterilen tepkinin bir çığ gibi büyümesine neden olmuştur.

İkinci Dünya Savaşının sona ermesiyle birlikte İsmet İnönü dış politikada da belli başlı sorunlar yaşamaya başlamıştır. Millî Mücadeleden beri süregelen SSCB-Türkiye barışı Türkiye Cumhuriyetinin savaş boyunca tarafsız kalmasından mütevellit tehlikeye girmiştir. Stalin ve Sovyet tehlikesine karşı Türkiye Cumhuriyeti de Batı Bloğuna yakınlaşmak zorunda kalmıştır.

Batı Bloğuna yakınlaşmanın tek sebebi SSCB tehlikesi değildir. Truman Doktrininin akabinde ilan edilen Marshall Planı Yardımlarına dahil olmak da bir diğer sebeptir. Bunun yanında tek partili iktidarlar ve totaliter rejimlerin İkinci Dünya Savaşını kaybetmesi dünyada bu rejimlerin zayıfladığını göstermişti.

Bu bağlamda İsmet İnönü henüz daha hazır olunmadığını düşünen siyasiler, bürokratlar ve danışmanları olmasına rağmen 1945 yılının 19 Mayıs Nutkunda çok partili siyasal hayata geçiş sözü vermişti.

Dörtlü Takrir

19 Mayıs 1945 tarihinde sözü verilen çok partili siyasal hayatın başlangıcı sözü ülkede böyle bir duruma ihtiyaç olduğunun havasını da vermeye başlamıştı. Mecliste toprak reformu ve köylünün topraklandırılması için çıkarılacak kanun teklifi meclise sunulduğunda Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki köy ağaları ateşli bir muhalefet sergilemiştir.

Bu ateşli muhalefetin en öne çıkan isimlerinden birisi kendisi de bir köy ağası olan Adnan Menderesti. Adnan Menderes köy ağalarının muhalefetinin bir temsilcisi olarak kürsüye çıkmış ve bu kanunu faşistçe bulduğunu hatta Nazilere benzediğini söylemişti.

Şu zamana kadar meclisin sessiz ve silik simalarından olan Adnan Menderes bu konuşmasının sonunda sessizliğini bozmuş ve mükemmel bir destek görmüştü. Bu kanun teklifi meclisteki muhalefetin oluşmaya başladığının bir göstergesiydi. O gün bu kanun teklifine yedi ret oyu verilmişti.

Bu olayın ardından 7 Haziran 1945’te mecliste oluşan muhalif grubun çıkışı gerçekleşti. Başta ülkenin ekonomik sorunları olmak üzere, siyasal özgürlükler, meclis denetiminin sağlanması gibi konuların gerçekleştiği üç sayfalık bir önerge İsmet İnönüye yine onun İnönü’nün 19 Mayıs nutkuna atıf yapılarak sunulmuştu.

Bu önergenin adı dörtlü takrirdi ve altında tam dört imza bulunuyordu; Celal Bayar, Mehmed Fuad Köprülü, Adnan Menderes ve Refik Koraltan. Bu takririn verilmesiyle CHP içerisinde bir bomba etkisi yaşanmıştı. İsmet İnönü parti içerisindeki bu muhalif gruba yeni bir parti kurup onların bu şekilde muhalefetlerini göstermelerini istemiş ve bu açıkça meydan okumaya misilleme yapmıştı.

İsmet İnönü muhalefetin lideri olarak Celal Bayar’ı görüyordu ve ona gözdağı vermek adına ilk önce Dörtlü Takriri mecliste büyük eleştiriye tutturmuştu akabinde Dörtlü Takririn sivrilen iki ismi Adnan Menderes ve Mehmed Fuad Köprülü CHP’den ihraç edilmişlerdi. Bu olayların akabinde Celal Bayar’da partiden istifa etmişti.

Celal Bayar’ında partiden ayrılmasıyla birlikte tüm ülkede yeni bir partinin kurulacağı ile ilgili söylentiler yayılmaya başlamıştı. Dörtler olarak da bilinen Dörtlü Takririn imzalayanları mütemadiyen Koraltan’ın evinde toplanarak yeni parti için çalışmalarda bulunuyorlardı.

Bu parti çalışmalarının sonucunda Celal Bayar İsmet İnönü’den partinin kurulması adına izin istemek için Çankaya Köşküne gitmiştir. İsmet İnönü parti programına baktıktan sonra Bayar’a üç soru yöneltmiştir.

Birincisi Terakkiperverlerde olduğu gibi din ve inanç hürmetkârlığı olup olmadığıdır. Bayar bu soruya “hayır” diyerek “laikliğin dinsizlik olmadığı var paşam” şeklinde cevaplamıştır. İkincisi ise Köy Enstitüsü ve İlkokul Seferberliğine bir muhalefet olup olmadığı idi; Bayar yine hayır demişti. Üçüncü soru dış politika da ayrılık olup olmadığı ile ilgiliydi. Bayar bu soruya da aynı cevabı verince İsmet İnönü’den onay almıştı ve tek partili siyasal hayat sona ermişti. Celal Bayar ve arkadaşları 7 Ocak 1946’da Demokrat Partinin resmen kurulduğunu ilan ettiler. Türkiye artık çok partili siyasal hayata bir daha çıkmamak üzere girmişti. Saygılarımla M.C.E.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir