Biyografi

Profil: Türk Milliyetçiliğinin Babası Ziya Gökalp

Mehmed Ziya Gökalp 1876-1924 tarihleri arasında yaşamış sosyolog, Türkolog, yazar, şair ve siyasetçi.  Türkçülük ideolojisine sunduğu büyük katkılardan mütevellit “Türk Milliyetçiliğinin Babası” olarak da bilinmektedir. 

1876 tarihinde Suriye Türkmeni bir ailenin oğlu olarak Diyarbakır sancağının Çermik kazasında dünyaya geldi. Yakınlarında bulunan iki ayrı mahalle mektebinde üçer sene okuyarak ilkokul eğitimini tamamladı ve daha sonra Diyarbakır Askeri Rüştiyesine kaydoldu.

Rüştiye yılları boyunca babası onun fikir hayatının gelişmesinde büyük rol oynadı onu bir yandan Arapça-Farsça öğrenmeye ve ünlü İslam mütefekkirlerinin eserlerini okumaya teşvik ederken diğer yandan Fransızca öğrenmeye ve ünlü Batılı filozofların eserlerini okumaya teşvik ediyordu. Daha sonra bu eserleri mukayese ederek fikirlerini böyle telif etmesini öğütlüyordu.  Ziya Gökalp’in üç parça yazdığı vasiyetlerden birincisi babasına aittir. (Bknz: Babamın Vasiyeti)

1890 yılında askeri rüştiyeden mezun olduktan sonra bir sene özel eğitim gördü ve daha sonra Diyarbakır Mülki İdadisinin ikinci sınıfına kabul edildi. 1894 yılında eğitimine İstanbul’da devam etmek istedi ve tasdikname alarak okulu bıraktı. Bu yıllarda tanıştığı tarih öğretmeni Yorgi Efendi ona milliyetçi ideolojiyi aşılamakta ve sosyoloji merakını körüklemekteydi.  Ziya Gökalp’in yazdığı ikinci vasiyet kitabı Yorgi Efendiye atfedilmiştir. (Bknz: Hocamın Vasiyeti)

İdadi yıllarında vatanın içerisinde bulunduğu durumdan rahatsız olan Ziya Gökalp büyük bir hercümerce düşmüştü. Bu hercümercin etkisi ve o dönem aile büyüklerinin İstanbul’a gitmesine izin vermemesiyle birlikte Ziya Gökalp bir intihar girişiminde bulundu fakat vefat etmedi.

Sağlığına kavuşmasıyla birlikte İstanbul’a gitti ve 1895 tarihinde Mekteb-i Baytar Âlisine kaydoldu. İstanbul’da geçirdiği yıllar boyunca doğu ve batıyı mukayese ederek okumaya devam etti. Bunun yanında Sosyoloji, Felsefe ve Pedagoji üzerine birçok okuma yaptı. 1898 senesinin yaz tatilindeyken zararlı yayınları okuması ve cemiyet kurduğu gerekçesiyle Diyarbakır’da tevkif edildi ve İstanbul’da hapsedildi. Hapis yıllarında tanıştığı Naim Efendinin fikirlerinden etkilendi. Yazdığı vasiyetlerin üçüncüsü Naim efendiye ithaf edilmiştir. (Bknz: Pirimin Vasiyeti)

Hapisten çıktıktan sonra okula tekrar alınmayan Ziya Gökalp eşi Vecihe Hanım ile evlendi ve Diyarbakır’a taşındı. Burada küçük bir gazetede yazıları ilk defa yayınlandı. İdadi yıllarında Diyarbakır’da tanıştığı Ahmed Cevdet Bey sayesinde 1908 yılında üye olduğu İttihat ve Terakki Cemiyetinin aynı yıl Diyarbakır Teşkilatını kurdu. 1909 tarihinde Teşkilat Başkanı seçildikten sonra İttihat ve Terakkinin aynı sene toplanan kongresine Diyarbakır delegesi olarak katıldı.

1911 tarihinde ailesiyle birlikte Selanik’e taşındı. Burada İttihat ve Terakki İdadisinde kendi yazdığı bir programla sosyoloji dersleri vermeye başladı. Öğrencilerine batı filozofları ve İslam alimlerini mukayese ederek tanıttı. Burada geçirdiği yıllar boyunca Genç Kalemler dergisinde yazmaya devam etti. 1912 tarihinde Balkan Savaşlarının patlak vermesi ile birlikte İstanbul’a döndü.

Mart 1912 tarihinde yenilenen Meclis-i Mebusan Seçimlerinde Ergani Mebusu olarak meclise girdiyse de Ağustos 1912’de meclisin feshedilmesiyle birlikte vekilliği düşmüştür. Birinci Dünya Savaşının sonuna kadar Darülfünun ’da Sosyoloji dersleri vermiş bu dönem boyunca İttihat ve Terakkinin ideoloğu olmuştur. Bunun yanında “Türk Yurdu” ve “Doğru Türk Sözü” gibi birçok dergi çıkarttı.  “Türkleşmek, Muasırlaşmak ve İslamlaşmak” ve “Kızıl Elma” gibi birçok önemli makalesini ve şiir kitabını bu yıllar boyunca yazmıştır.

Ziya Gökalp İttihat ve Terakki iktidarı boyunca Osmanlı İmparatorluğunun hem fikirlerine hem kendisine saygı duyulan bir hoca olmuştur.

Birinci Dünya Savaşının Osmanlı yenilgisiyle sonuçlanmasının akabinde Ziya önce Limni Adasına oradan da Malta’ya sürgün edilmiştir. Anavatana dönmesiyle birlikte kendisine ilk önce eski kürsüsü teklif edilse de meclis içerisindeki İttihatçıların tasfiyesini savunanlardan mütevellit kabul etmemiş ve Diyarbakır’a dönerek “Küçük Mecmuayı” kurmuştur.

Daha sonra Atatürk’ün isteği ile Hakimiyet-i Milliye de yazılar yazmıştır. Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Encümen Reisi olarak atandığı zamanlarda Küçük Mecmuayı bırakmış ve Ankara’ya dönmüştür. Bu zamanlarda “Türk Töresi” ve “Türkçülüğün Esasları” eserlerini yazmıştır. Aynı sene TBMM’de Diyarbakır Mebusluğu görevini sürdürmüştür.

1924’te hastalanmış ve hastalığının giderek fenalaşması üzerine Ankara’dan İstanbul’a hastaneye götürülmüştür. Türk Milliyetçiliğinin babası 1924 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetmiş ve naaşı II. Mahmud Türbesine defnedilmiştir. Aziz hatırasına minnetlerimle M.C.E.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir