Konu Dışı Tarih

Türkiye’de Arabalar Neden Pahalı Almanya’da Neden Ucuz: Kahvehane Tarihçiliğine Bir Eleştiri

Türkiye’de muhafazakar tarih popülizmi artık alaylı tarihçilerin kendilerini durmadan tekrar ettikleri ve tarihi saptırdıkları bir kakofoni oluşturmaya başladı. Üstelik bu alaylı tarihçiler alanlarında tanınmış bazı mektepli tarihçileri de tarih bilmemekle yargılayarak akademiye de tıpkı Türkiye Cumhuriyetinin tarihi değerlerine saldırdıkları gibi saldırmaya başladı.

Bu kakofonilerden bir tanesine dün Twitter’da rastladım arkada kulak tırmalayan bir müzik ve Bollywood film efektleriyle video çeken genç bir arkadaş otomobil fiyatlarının Almanya’da neden ucuz Türkiye’de neden pahalı olduğunu kendince açıklamaya çalışıyor. Türkiye’de tam anlamıyla bir ağır sanayi olmamasının suçunu Şapka Kanunu, Harf Devrimi ve Kılık Kıyafet Kanunu gibi nedenlere bağlıyordu.

Bu arkadaşın gerçekleştirdiği bu kakofoniye sosyal medyada etkin olan birçok tarihçi önemsemez hatta alaycı fakat hicvedici bir dille karşılık verdi. Arkadaş ise gülünç bir şekilde kendisinin anlattığı ilmi bir şeymiş gibi “ilmi bir cevap yine yok” şeklinde konuşmaya başladı.  Bir tarihçi olarak, “tarih eğitimi almış bir tarihçi olarak” kendisine ilmi cevabı bizzat kendim vermek istiyorum.

İngiltere 18. yüzyılın ortalarından 19. yüzyılın ortalarına kadar giden süreçte Sanayi Devrimini gerçekleştirmiştir. Koalisyon Savaşlarından sonra bölünmüş bir duruma düşen Almanya, 19. Yüzyılın ilk yarısında Friedrich List’in görüşlerinden etkilenerek Prusya’nın önderliğinde sanayileşme sürecine girmiştir. 1860’lı yıllarda mutlak monarşiye karşı çıkan isyanların bastırılmasının ardından Hohenzollern Hanedanı önderliğinde kurulan Alman İmparatorluğu şansölye Otto von Bismarck önderliğinde siyasal birliğini tamamlamış ve Avrupa’nın önemli süper güçleri arasında yerini almıştır.

Aynı yıllarda yorgun savaşlardan mağlubiyetle çıkan Osmanlı İmparatorluğu askeri bakımdan Avrupa’yı örnek alacak ıslahatlar gerçekleştirirken ekonomik bakımdan neredeyse hiç reform gerçekleştirmemiştir. Avrupalı Devletler sanayi devrimini gerçekleştirirken Osmanlı İmparatorluğunun ekonomisi dejenere olmuş bir tarım sistemine dayalı otarşik ve kanaatkar bir Ortaçağ ekonomisidir.

Elbet tabii Osmanlı İmparatorluğu da sanayileşme adına birçok atılım yapmış devlet eliyle fabrikalar kurmak istemiştir. Fakat burjuvaziye sahip olmayan bir millet olmasından mütevellit bu çabaları boşa gitmiştir. Yine de başta tekstil sektörü olmak üzere birçok fabrika 19. yüzyıl boyunca açılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğunun 19. yüzyılı aynı zamanda ekonomik yenilgilerinde yüzyılı olmuştur. Kavalalı İsyanının bastırılmasından sonra yardımlarından mütevellit İngiltere ile imzalanan Balta Limanı Sözleşmesi gibi ticari imtiyazlar Osmanlı İmparatorluğunun bir hammadde ülkesi haline gelmesini sağlamıştır.

Bunun yanında 1854 Kırım Savaşını yine İngiltere desteği ile kazanan Osmanlı Devletinin ilk dış borcu alması ve daha sonraki zamanlarda borçlarının faizlerini bile kapatamayacak hale gelmesiyle 1881 Muharrem Kararnamesi Osmanlı bir nevi konkordato ilan etmiş ve Duyun-u Umumi Nezaretini kurmuştur.

Osmanlıların bu dış borçları Dolmabahçe ve Yıldız gibi sarayları yaptırmak ve genellikle şatafat için kullandıkları belirtilse de Sultan Abdülaziz döneminde gerçekleşen bir takım askeri reformlar göz ardı edilemez.

Hülasa Osmanlı İmparatorluğu ve Alman İmparatorluğunun sanayileşme serüveni karşılaştırıldığında Osmanlılar müttefiklerine göre daha geri kalmış bir haldedirler. Bunun en önemli örneği ise Osmanlı ordusunun Birinci Dünya Savaşında kullandığı silahların ekseriyetinin Alman üretimi olmasıdır.

Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Osmanlı İmparatorluğuna ağır savaş tazminatları ve toprak kayıpları belirtilen Sevr Antlaşması dayatılmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun son sultanı VI. Mehmed Vahideddin “benim ve padişahın Allahtan sonra yegane ümidi İngilteredir” şeklinde mektuplar yazan Damat Ferit Paşa ve yandaşları tarafından sindirilmiştir.  

Bu durumu kabul etmeyen Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki vatanperver subaylar Anadolu’da emperyalist İtilaf güçlerine karşı büyük bir direniş başlatmışlar ve yaklaşık 4 sene süren bir savaş sonucu bu devletleri Anadolu coğrafyasından püskürtmüşlerdir. Resmi olarak sona eren Osmanlı Devletinin yerine ise 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Genç Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Hanedanından 1911-12 Trablusgarb Savaşından 1919-22 Türk Milli Mücadelesine 11 senedir büyük savaşlardan çıkmış bir Anadolu ve iflas etmiş bir ekonomiye sahip olan bir devlet yönetimi ele almıştır. Elinde Osmanlı İmparatorluğundan kalma yüklü bir borç ve neredeyse yok olmuş bir erkek nüfusa sahip olan bir devlet vardır.

Yeni kurulan genç cumhuriyet de askeri alandan sosyal alana, eğimden ekonomiye birçok alanda inkılaplar gerçekleşmiştir. Bu inkılaplar içerisinde Şapka Kanunu, Harf Devrimi gibi yeniliklerin olduğu gibi İzmir İktisat Kongresi, Sümerbank, Uşak Şeker Fabrikası, Karabük Demirçelik Fabrikası gibi önemli ekonomik atılımlarda vardır.

Birinci Dünya Savaşından sonra Türkiye kadar şanslı olmayan Almanya, Versailles Antlaşmasını imzalayarak büyük savaş tazminatları ödemiştir. Lakin yüzyıla yaklaşan sanayi kültüründen mütevellit önemli atılımlar yaparak ekonomisini düzeltmeye çalışmış bu süreçte birçok araba markası da üretmiştir.

Nitekim Youtube’da dizi jenerikleri eşliğinde ateşli ateşli konuşmalar yapan heyecanlı genç kardeşimizin anlaması gereken şey; yaptığını sandığı bilimin bir kanunu olarak olaylara sübjektif değil objektif yaklaşması gerektiğidir. Zira sübjektif bakıldığında kendi görüşünü haklı çıkarmak için absürtçe karşılaştırmalara gidilebilir.

“Türkiye Cumhuriyetinde Şapka Kanunu çıktıktan bir sene sonra Almanya’da Mercedes-Benz kuruldu” demek “Osmanlılar Dolmabahçe Sarayını inşa ederken Alman İmparatorluğu Mark V tankını üretiyordu” demekle aynı absürtlüktedir.

Genç arkadaşımızın anlaması gereken bir diğer şey de sürekli aynı görüşteki yazarların kitaplarının okunması halinde tarih anlayışının iğrenç iftiralarla dolu bir peri masalına dönüşebileceğidir. Genç arkadaşımızın anlaması gereken şey tarihin tarihçilerin işi olduğu ve kendisi tarihçi değilse elini buradan çekmesi gerektiğidir. Son olarak anlaşılması gereken şey ise tarihi bir objeyi takmak ile tarihçilik yapılmayacağıdır. Saygılarımla M.C.E.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir